Bu uzun bir yazı olacağa benziyor, o yüzden özeti bir
sonraki paragrafta verip, konunun ilgini çekip çekmeyeceğine karar verme imkanı
sunacağım. Böyle de düşünürüm işte okurumu.
Aileden kalma ucu bucağı olmayan sınırsız bir servetiniz
olsa, bu dünyada oluşunuzu mantıklı kılacak, size en büyük tatmini verecek şey
ne olurdu ve bunun için neler yapmayı göze alırdınız? Diyelim gücünüzün sınırı yok, sizi tek engelleyen hayal
gücünüz. Mesela küresel ısınmayı durdurabilir, bunun için dünyayı petrole bağımlı
olmaktan kurtarabilir miydiniz? Ya da daha da uçalım, insanlığı ileride
oluşabilecek bir meteor çarpması ya da küresel felakette yok olmaktan kurtarmak
için Mars’ta koloni kurabilir miydiniz? Bunları gerçekleştirebilecek elle
tutulur planlar yapıp en ince detayına kadar işin başında durarak
gerçekleştirmeye uğraşabilir miydiniz? Aklınıza bir şeyler geliyorsa şimdi işi
biraz daha zorlaştırıp denklemden aileden kalma ucu bucağı olmayan gücünüzü
çıkartalım, sıfırdan başlayıp kendi çabanızla bu güce ulaşabilir miydiniz?
Hatta yukarıda saydığım işleri aynı anda yapmayı, hepsiyle tek tek başında
durarak uğraşmayı becerebilir miydiniz? Bir de bunları yaparken dünya devi
petrol, otomobil, uzay şirketleriyle baş edeceğimizi unutmayalım. İşte Elon
Musk yukarıdaki senaryoda esas oğlan ve saydıklarımın hepsini yerine
getirmeye çalışıyor. Üstelik epey de yol almış durumda. Bu onun hikayesi.
Böylece özeti geçmiş olduk, ilgini çekiyorsa buyur seni işin
uzun uzun anlatma kısmına alalım:
Bu konularla tanışmam klasik savsaklama anlarımdan birinde waitbutwhy.com daki (hakkında bir yazı yazmayı hak
edecek kadar şukela bir site kendisi de ayrıca. Gidile, okuna, hatta bağış
yapılıp hakkında yazı yazıla, o derece) o makaleyi görmemle başladı. Başlık Tesla dünyayı nasıl değiştirecek olunca, Tesla adını
duyunca tepkimeye giren bünye makalenin içine dalıverdi. Fakat meğersem bu
bizim Edison’un onca ahını aldığı pek muhterem Tesla abimiz değil, Tesla isimli
elektrikli arabayla ilgili bir makaleymiş. Yazılarını büyük iştahla okuduğum
sitede daldığım yazı beklediğim Tesla yerine başkasıyla ilgili olunca hayal
kırıklığına uğramadım değil ama Tim abi böyle dolu dolu yazdıysa vardır bir
hikmeti diyerek başladım okumaya. Yazı daha önce adını bir kaç kere duyduğum
Tesla S isimli elektrikli arabadan bahsediyordu.
Elektrikli arabalarla ilgili pek bir bilgim yoktu ve aklımdakiler
daha çok;
“Abi yüz yıldan fazla geçmiş, millet hala aynı içten yanmalı
motor teknolojisini kullanıyor arabayı üretirken. Bir elektronikte 10 yılda
neler olduğuna bak, bir de otomobilde yüz yılda ne olduğuna. Yerinde saymış
resmen. Bizi mi yiyorlar, yok mu bunun elektriklisi falan, niye yapılmıyor
abicim?”
şeklinde düşüncelerden ibaretti. Yazıyı okudukça, kıraathane
müdavimi kıvamında irdelediğim konuda aslında çok da haksız olmadığımı, sonunda
birisinin aynı mantıkla bu işe girişmiş, çok da başarılı bir araba yapmış
olduğunu, devasa fabrikalar kurup geleceği değiştirmeye çalıştığını, adının da
Elon Musk olduğunu öğrendim. Okudukça ilgim arttı, kendimi Tesla’nın piyasanın
en pahalı, en spor arabalarıyla kalkış yarışı yapıp hepsinin ellerine bir güzel
verdiği videoları izlerken buldum. Gelsin Lamgorghiniler, gitsin (buraya aklınıza
gelebilecek en iyi spor araba adı gelecek) ler, resmen haz duyuyordum her
galibiyette. Aracın görünümü şöyle:
Tesla ile ilgili yazacak çok şey var. Araçta yağ, su,
filtre, dişli kutusu vs. ıvır zıvır bulunmadığı için bakım diye birşeye ihtiyaç
olmadığından, 0-100 km hızlanmasının 2,8 saniye olmasına, fren yaparken kinetik
enerjiyi pile geri depolamasından, menzilinin bir dolumda 500 km leri bulmasına
anlat anlat bitmeyecek bir sürü özelliği var. Hatta üretim tesisinde 0-100 km
hızlanması 2.8 saniyeye düşürülmüş ve yakında güncelleme yayınlanacakmış. Güncelleme de ayrı bir hikaye tabi. Araban gece update oluyor, sabah bakıyorsun
yeni özellikler filan, bilimkurgu filmi gibi yeminle. (Youtube’da bu ani
hızlanma özelliğini ilk kez deneyen insanların tepkilerini gösteren bir çok
video mevcut meraklısına, çığlık atanlar, küfür
edenler, şaşırmayan yok. Denemek istiyor insan izledikçe.)
Dediğim gibi Tesla için yazacak çok şey var ama zaten bu
blogdaki diğer yazılara kıyasla epey uzun olacağını düşündüğüm bu yazıda bir de
ona girersem çıkabileceğimden emin değilim. O yüzden konuya daha derin dalmak
isteyenleri şuraya ya da şuraya alabiliriz başlangıç olarak. Artık esas konumuza Elon Musk’a
dönebiliriz, çünkü bu adam çoğacayip…
Elon Musk Kimdir?
Elon Musk 1971 Güney Afrika doğumlu. Babası oranın yerlisi bir
elektromekanik mühendisi, annesi de Kanadalı bir model. Annesiyle babası 9
yaşındayken boşanıyor ve babasıyla 18 yaşına kadar Güney Afrika’da yaşıyor. Bu
arada 12 yaşında Commodore bilgisayarlarda programlamayla tanışıyor ve basic
dilinde yazdığı programı bir bilgisayar dergisine 500 dolar karşılığı satıyor. Bizim, arkadaşın
commodore bilgisayarında oynamak için 5 liraya oyun çektirdiğimiz zamanlarımıza
denk geldiği düşünülürse büyük başarı. Önce özel eğitim sonra da kabadayı
çocuklar tarafından pataklanıp durduğu liseden mezun olup 18 yaşında Kanada’ya
giderek annesi sayesinde vatandaş oluyor ve üniversiteye girip 24 yaşında
fizikçi olarak mezun oluyor. Buraya kadar zor ama çok da büyük anormalliklerin
olmadığı bir hayat hikayesi var abimizin.
1995 yılında master yapmak için Amerika’ya gider fakat iki gün
sonunda hayallerinin peşinden koşmak üzere eğitimini bırakır. Hayalleri ise;
internet, yenilenebilir enerji ve uzay konularıdır. Aynı sene kardeşi ile birlikte babalarından
aldıkları 28.000 dolara Zip2 isimli şirketi kurarlar (ne bereketli paraymış o,
siz birazdan anlayacaksınız). Gazeteler için bir şehir rehberi hazırlayıp New
York Times, Chicago Tribune gibi büyük gazetelere pazarlarlar. Giderek büyüyen
şirket 1999 yılında Compaq tarafından 307 milyon dolara satın alınır ve Musk a
da 22 Milyon dolar pay düşer.
Bu paranın 10 milyon dolarıyla hemen x.com diye bir şirket
kuran Musk, finans ve email ile ödeme hizmetleri sunmaya başlar. Bir yıl sonra da
PayPal isimli bir ödeme sistemine sahip olan Confinity şirketiyle birleşirler.
Şirket birleştikten sonra PayPal üzerinde yoğunlaşır ve 2001’ de bu aynı
zamanda şirketin ismi haline gelir. Bugün de yaygın olarak kullanılan bir
uluslararası para transfer yöntemine dönüşen PayPal o kadar başarılı olur ki
2002 Kasım ayında 1.5 milyar (evet milyar) dolara Ebay’e satılan PayPal’den en
büyük ortak olarak 165 milyon dolar Musk’ın cebine girer (bahsettiğim bereket daha
bu değil).
Bütün bunlar olurken Musk hayallerinden bir diğeri olan uzay
hakkında epey kafa yormaktaymış. 1960’larda Amerika ve Rusya arasındaki uzaya
çıkma yarışı sırasında büyük bir ivmeyle gelişen uzay teknolojilerinin, Amerika’nın
aya çıkması ve Rusya’nın uzay programını iptal etmesi ardından nasıl olup da bu
kadar yerinde saydığını hazmedemeyip bu ivmeyi tekrar sağlamanın yolunu bulmaya
kafayı takmış. Bunun sebebi de tarihte pek çok kez olduğu gibi dünyadaki
yaşamın büyük bölümünü yok edecek olaylar (meteor çarpması, küresel felaketler,
süper güneş parlamaları, süper nova veya gama ışını patlamaları vs.) karşısında
bu günlere kadar ulaşabilmiş olan medeniyetimizin hiçbir sigortası olmaması
imiş. Bunlardan bir tanesi bile gerçekleşse dünyadaki hayatın büyük bölümüyle birlikte bizim medeniyetimiz de dinazorlara olduğu gibi dünya yüzeyinden silinme tehlikesi içindeymiş. Bunun için yapılması gereken gayet basitmiş; önce Mars’ta sonra da güneş
sistemi dışında koloniler kurarak insanlığı yedeklemekmiş miş miş… (ne var ki
bunda, kafası biraz çalışan herkes bunları görebilir, bunlara teorik çözümler üretebilir
diyen arkadaşlar biraz daha sabredin ilginç tarafını anlatacağım, bu adamın şu
an yörüngeye uydu oturtabilen bir uzay seyahat firması var)
Bu konuda çözüm olarak 2001 yılında ilk aklına gelen fikir
Mars’ta yaşayabilecek bir bitki üretip, onu Mars’a gönderip, başında bir robot
araçla bekleyip, filizlenince de fotoğrafını dünyadaki yetkili kişilere gösterip,
“Bakın oluyor işte abicim, şimdi ne haliniz varsa görün” diyerek o uzay
savaşından sonra kaybedilen heyecanı geri getirerek devletlerin bu konuda tekrar
bir şeyler yapmaya başlamasının önünü açmakmış ve adını bile koymuş; “Mars Oasis”
yani Mars vahası. Havalı.
Bu noktada şunu eklemek istiyorum. Aklı başında herhangi bir
insanoğlu, bu konulara meraklıysa yukarıda bahsedilen insanlığı sigortalama
konusuna kafa yorabilir. Hatta bu konunun çözümü için Musk’ın bulduğu (bence
son derece naif ve riskli) planı bile düşünebilir. Ama hiçbir aklıselim kişi
kalkıp da bu planı uygulamaya geçmez. Hele ki cebinde 165 milyon doları varsa,
bırakın bunları sorgulamayı, her akşam yattığında “Ulan bu parayı benim yedi
sülalem yese bitiremez. Dur ben şu parayla neler yapacağımı bir düşüneyim. Kendime
şöyle güzel bir çiftlik alıp kedi, köpek beslerim, babamgillere Gömeç’ten bir tripleks,
anamgillere de Alanya’dan bir dubleks alırım. Uzak olsun ki dalaşmasınlar. Babamın
da o kadar hakkı var üstümde, tripleksle birazcık da farkı olsun anamdan. Dur
lan ne araba alsam ki kendime.” diye kura kura bir ömrü geçirirdi kesin. Ama
Musk ne yaptı?
2002 yılı Şubat ayında, daha PayPal’in satışı
gerçekleşmeden, iki arkadaşıyla atladı Rusya’ya gitti. Eski Rus güdümlü füze
roketleri uzaya bir şeyler göndermek için yeterliydi ve Sovyet döneminden kalma
eski füzeler mantıklı bir rakama alınabilirdi. Roket satan firmalarla yaptığı görüşmeler
iyi geçmedi ve nedense Ruslar tarafından çaylak olduğu için alay konusu yapılan
Musk eli boş döndü. Yılmadı ve çok geçmeden tekrar Rusya’ya gitti. Aklında 3 roket
almak vardı. Görüştükleri firmalardan bir tanesi roketlerin tanesine 8 milyon
dolar istedi. Rakamı yüksek bulan Musk alımı yapmadı ve dönüş yolculuğu
sırasında Kaba bir hesapla roketlerin imal edildiği malzemelerin, satış fiyatının
sadece %3 üne denk geldiğini ve aslında roketleri çok uygun rakamlara
kendisinin üretebileceğini, tüm imalatı kendilerinin yapması ve modüler yapı
sayesinde tüm maliyetin 10 da 1 gibi bir seviyeye çekilebileceğini hesapladı.
Artık planlar değişmişti. Mars’taki insanlık sigortasını kendisi kuracaktı. Hedef
Mars’a 1.000.000 kişilik bir koloni kurmaktı. (Bu adam ya sıfırları sayamıyor
ya da hiç dayak yememiş diyeceğim ama gençliğinde yemişti epey değil mi?)
Musk Mars’a her hangi bir koloni kurmanın tek başına insanlığı
sigortalamaya yetmeyeceğini düşünüyordu. Beklenen felaket dünyanın başına
gelirse diye Mars’ın aynı zamanda kendi kendine yetebilen bir koloni olması gerekiyordu.
Bunun için gereken sayıyı da 1.000.000 olarak hesaplamıştı. Hesap yöntemi neydi
bilmiyorum ama ilk başta yüksek gibi görünen bu sayı, bugün bir şehirdeki bütün
ihtiyaçları sağlamak için görevli birimlerin fazlalığını düşününce az bile
kalabilir. Yiyecek tedariğinden, güvenliğine, eğitiminden, sağlık birimlerine
kadar tamamen kendine yetecek bir toplumu oluşturacak öyle çok birim var ki
oturup uzun uzun kafa yorsan bile illa unutacağın, olmazsa olmaz kademeler
çıkacaktır karşına. O yüzden 1.000.000 iyi rakam iyi.
Artık Musk’ın cebinde parası vardı. Vardı da sadece
yörüngeye bir şeyler göndermenin bile yüz milyonlarca dolar tuttuğu bir
sektörde maliyetleri 10’da 1’e düşürse dahi sadece onun parası 1 insanı bile
Mars’a göndermeye yetmeyecekti. Bunun için kendi kendine yeten bir şirket kurup
para kazanmasını sağlamak ve Mars’ta koloni kurmayı da bu şirketin temel hedefi
yapmak gerekliydi. Eğer böyle bir şirket kurar, maliyetleri de çok aşağılara
çekebilirse, insanlar makul rakamlar karşılığında Mars’a kendi paralarıyla
gitmek isteyebilirdi. İnsanların bunu mantıklı bulması için gerekli sınırı
500.000 dolar olarak belirledi. Yüksek bir rakam gibi gözükse de, bugün uzaya
çıkmak için kişi başı 60 milyon dolarların konuşulduğu bir sektör için çok çok
düşük bir miktar. Üstelik 60 milyon sadece yörüngeye çıkmak için istenen rakam,
yani dünyadan 200-300 km yukarıya. Bizim gitmek istediğimiz yer ise 200 milyon
kilometrecik uzakta. İyi de bu iş nasıl olacak?
Musk bu iş için uzun vadeli bir plan yaptı. Aşağıda
tembellik edip Türkçesini yapmadığım için Waitbutwhy.com dan aşırdığım İngilizce
grafikte anlatıldığı gibi olacaktı bu iş. Özet olarak Türkçesi şöyle:

Faz 1: Birşeyleri uzaya çıkartmanın nasıl
yapıldığını öğren ve deneme yanılmayla gerçekleştir. Hedef; yörüngeye bir şeyler göndermek ve uzay işinden para
kazanmaya başlamak.
Faz 2: Ticari uzay hayatına başla ve müşterilerinden elde edeceğin gelirle uzay yolculuğunun maliyetini düşür. Hedef; Mars yolculuğunu kişi başı 500.000 dolar seviyesine düşür.
Faz 3: Mars’ta kolonileşmeye başla. Hedef; Mars’a 1.000.000 kişi yolla.
Faz 2: Ticari uzay hayatına başla ve müşterilerinden elde edeceğin gelirle uzay yolculuğunun maliyetini düşür. Hedef; Mars yolculuğunu kişi başı 500.000 dolar seviyesine düşür.
Faz 3: Mars’ta kolonileşmeye başla. Hedef; Mars’a 1.000.000 kişi yolla.
Ne kadar basit bir plan değil mi? 3 adımda koyduk 1.000.000
kişiyi Mars’a. Fikrin uygulaması zor, çok uzun vadeli ve çok riskli
olmasının yanında, bu işi yapmak isteyen adamın uzaya bir şeyler göndermekle
ilgili en ufak bir fikri de yok. O zaman ne yapmak lazım? Kafası çalışan, deneyimli adamları bu hedef etrafında toplayacak şirketi kurup her şeye sıfırdan başlamak
lazım. Buyurun size Musk’ın PayPal’den aldığı paranın 100 milyon dolarıyla
kurduğu SpaceX firması. Tam bir deli hikayesine döndü iş değil mi? (Yine her
aklı başında insanın yapacağı gibi, Musk’ın arkadaşları da onu bu fikirden
vazgeçirmeye çalışmış. Hatta başarısız roket fırlatmalarını bir videoya toplayıp ona izletmişler. Anlaşılan pek bir
işe yaramamış, Musk SpaceX’i yine de kurmuş.)
SpaceX kurulduktan sonra konunun uzmanı kişilerden
oluşan bir ekiple 6 yıl boyunca çalıştı. Günümüzde kullanılan roket teknolojileri hala
1960'lardan kalma olduğu için maliyeti en çok düşürebilecek kalem bu
teknolojileri geliştirip daha verimli hale getirmekti. Böylece SpaceX tamamen
kendi dizaynı olan Falcon 1 roketini ve Merlin Motorunu tasarladı.
![]() |
| Falcon 1 |
Merlin 165:1 lik ağırlık/itiş gücü oranıyla şu an mevcut en
verimli roket motorundan %25 daha verimli olacak
şekilde üretildi. Maliyeti düşürecek ikinci unsur olarak da rokette
kullanılacak parçaların %90 ının kendileri tarafından üretilmesiydi. Alt
taşeron silsilesi ortadan kaldırılarak maliyet aşağıya çekilmiş oldu. Böylece
bir fırlatma, yakıt ve tüm diğer maliyetleri dahil 7.9 milyon dolara mal
edildi. Bu en düşük Amerikan fırlatma maliyetinin 3’te 1’i kadardı.
Yaşı 35 ve üstünde olan herkesin belleğinde Challenger uzay
faciası, ikiz kuleler saldırısına kadar kadarki tarihin en travmatik canlı tv
yayını anı olarak kalmıştır sanırım. Challanger ve daha bir sürü örneğini
gördüğümüz başarısız roket fırlatışları bile aslında bu işin ne kadar zor
başarılabildiğini anlatmaya yeter. Gerçekten de öyle ki, bu işle uğraşan
devletler dışında bugüne kadar yörüngeye bir şey yerleştirmeyi başarabilen
sadece 1 tane özel şirket mevcut (tam listesi burada).
Her ne kadar bu işe çok para yatırsa da Elon Musk’ın parası
bitmeden önce yörüngeye bir şeyler çıkartabileceğini kanıtlaması ve bu işten
para kazanmaya başlaması için en fazla 3-4 başarısız fırlatma yapma şansı vardı
ve tarihteki örneklere bakınca bu o kadar da kolay durmuyordu. 2006, 2007, 2008
yıllarında yapılan 3 fırlatma denemesi de küçük hatalar sonucunda başarısız
oldu. Hatta 3. Fırlatışta 1. Stage denen roketin alt kısmının ayrılması
sırasında yaşanan birkaç saniyelik gecikme, alt parçanın üsttekine dokumasına ve herşeyi berbat
etmesine sebep oldu. Bu roket işleri ne yazık ki
böyleydi, İngilizlerin rocket science diye bir
deyimi olması boşuna değildi ve en ufacık bir aksilik, yıllar süren çabayı da
milyonlarca doları da yakıp kül edebiliyordu.
Sonunda kader anı geldi. 28 Eylül 2008’de yapılan 4. Fırlatmada
falcon 1 deneme yükünü başarılı bir şekilde yörüngeye yerleştirdi ve turnayı
gözünden vurdu. (Linkte fırlatmanın videosu var. Stage 1 in başarıyla gerçekleştiği anda yaşanan coşku anı etkileyici.)
Sonunda SpaceX rüştünü ispatlamıştı. Meyveyi toplamak uzun
sürmedi. İkna olan NASA, Musk’ı 2008 sonunda çağırdı ve uluslararası uzay
istasyonuna 12 gönderi yapmak için 1.6 milyar dolarlık (bereketli demiştim)
kontrat teklif etti. Sonunda aranan kan bulunmuş, SpaceX stage 1 hedefini
gerçekleştirerek uzaya birşeyler göndermiş ve ilk müşterisini kazanarak ticari
hayatına atılmıştı.
Sonraki yıllarda SpaceX falcon 9 isimli daha büyük bir roket
ve dragon adında bir mekik geliştirerek kapasitesini büyüttü. Aşağıdaki resim roketlerin boyutları hakkında bir bilgi verebilir. Artık SpaceX uzay sektöründe
büyük oyuncular arasına girmişti. NASA dışında da müşteriler edinerek 20 fırlatma daha gerçekleştirdi ve sonuncu fırlatma hariç tamamı başarılı oldu.
Son fırlatmada roket yolun yarısında parçalandı fakat yine de 20/24 lük
başarı oranı çok yüksek bulunuyor. Aynı zamanda SpaceX, Uluslararası uzay
istasyonuna bağlanarak bu işi başarabilen ilk özel firma oldu.
![]() |
| Detayları okumak için resime tıklayın. |
Bu arada Musk’ın ve uçuk bir şekilde kurduğu firmanın ne
konuma geldiğini anlamak için şu olayı anlatmam gerek; Her ne kadar başarılı
fırlatışlar yapsa ve uzaya büyük kargolar çıkarmaya başlamış olsa da SpaceX
henüz uzaya insan gönderebilecek donanıma sahip değildi. Amerikan hükümeti ise space
shuttle isimli hepimizin yıllardır bildiği o
meşhur mekik programını 2011’de iptal etmiş ve uluslararası uzay istasyonuna
astronot gönderme konusunda Rusların Soyuz mekiklerine mahkum olmuştu.
2014’te Rusya ile Amerika arasındaki ipler Kırım yüzünden gerildi ve ambargolar
gündeme geldi. Amerika Rusların uzay programına ambargo uygulayacağını
açıkladığında Rus Başbakan vekilinden şu tweet geldi:
“Amerika’nın uzay programımıza ambargo kararını
değerlendirdikten sonra, artık astronotlarını uzay istasyonuna trambolin
ile göndermelerini öneriyorum.”
Bu Amerika için facia açıklamaya Elon Musk da aşağıdaki şekilde cevap vermiş:
“Sanki NASA ile birlikte üzerinde çalıştığımız Dragon2 MK
uzay gemisi projesini açıklamak için uygun bir zamana benziyor. Tramboline
ihtiyaç yok.”
Etrafındaki herkesin delilik olarak gördüğü işin, onu ülkesine
dil uzatan bir başka süper güç başkanının ağzına lafı tıkacak konuma
getirebileceğini tahmin edebilir miydi bilinmez ama Elon Musk bu deliliği
gayet başarılı devam eden bir proje ve iş kolu haline getirmiş durumda. Üstelik
yüz milyon dolarla başlamışken artık on milyarlarca dolarların konuşulduğu bir
iş koluna. İşin altında yatan ana amaçsa; o kapitalizmin anlamsızca daha çok kar,
daha çok büyüme hedefleyen acımasızlığı yerine, tüm insanlık hatta tüm canlı hayat için çok çok önemli
bir şey yapmak. Yapabilir veya yapamaz, ama yaptığı işin böyle bir amacı
olduğunu bilmek insanda nasıl bir çalışma motivasyonu yaratırdı çok merak
ediyorum.
Hikayenin daha sonuna gelmedik. Yukarıda anlatılan uzay yolu
macerası yaşanırken, 2004 yılında SpaceX’i kurduktan 2 yıl sonra Musk kalan
parasının neredeyse tamamıyla Tesla şirketine yönetim kurulu başkanı olarak
dahil olur. Tesla 2003 yılında kurulmuş elektrikli araç üretmeyi hedefleyen bir şirkettir. Musk’ın hayallerinden
bir tanesi de yenilenebilir enerjiydi, yazının başında bahsettiğim gibi.
Dünyanın petrole bağımlılığını azaltarak temiz ve sağlığa zararlı olmayan
enerji türlerini kullanmaya başlamamız gerektiğine inanıyordu. İşe önce karbon salınımının en büyük kaynaklarından olan motorlu araçlarla başlamaya karar vermişti. Bunun için de
aklında uzay hayalini gerçekleştirmesine yarayacak adımlara benzeyen bir plan vardı:
Yine aynı tembellikle arakladığım grafiğe göre:
Faz 1: Süper zenginler için yüksek fiyatlı ve düşük sayıda imal edilen elektrikli araçlar yapıp faz 2 nin gelirini elde et.
Faz 2: Yine zenginler için daha makul fiyatlı orta seviye araçlar yapıp faz 3 ün gelirini elde et.
Faz 3: Toplumun geneline hitap edecek düşük fiyatlı yüksek sayıda imal edilebilen elektrikli araçlar üret.
Faz 1: Süper zenginler için yüksek fiyatlı ve düşük sayıda imal edilen elektrikli araçlar yapıp faz 2 nin gelirini elde et.
Faz 2: Yine zenginler için daha makul fiyatlı orta seviye araçlar yapıp faz 3 ün gelirini elde et.
Faz 3: Toplumun geneline hitap edecek düşük fiyatlı yüksek sayıda imal edilebilen elektrikli araçlar üret.
Plan yine basitti ve hemen uygulamaya başladılar. Faz 1 in
parçası olarak aşağıdaki fıstığı, Roadster i yaptılar.
2008’de satışına başlanan Roadster 110.000 Dolarlık fiyatı
ve 2500 adetlik satış rakamıyla dünyayı değiştirecek bir araba değildi. Sadece
dünyaya elektrikli arabaların da havalı olacağını göstermek için yapılmış bir
faz 1 aracıydı ve görevini yaptı. Hatta Tesla, Roadster’le Nissan, General
Motors gibi büyük firmaların dikkatini çekmiş, onları da elektrikli modeller
üretmeye zorlamıştı. (GM yönetim kurulu başkanının kurulun karşısına dikilip, “California’da
küçük bir şirket bunu yapabiliyorsa biz neden yapamıyoruz” diye çemkirdiği
yazıyor waitbutwhy.com'da.)
Her ne kadar hedefleri için bir başarı da olsa Roadster’in
eksikleri çoktu. Araçları imal etmek planlanandan çok daha uzun sürüyordu, ayrıca ilk
çıkan partilerde bazı üretim hataları vardı ve yönetim bu durumdan memnun
değildi. O zamanki CEO’yu kovup yerine koydukları CEO’da istedikleri başarıyı
sağlayamamışken 2008 ekonomik krizi çıkmıştı. Tesla gibi daha marka
tanınırlığını sağlayamamış bir firma için son yaklaşıyor gibiydi. Musk firmayı
yaşatmak için son hamleyi yaptı ve CEO olarak işin başına geçti. Bu zamanlama bir
önceki SpaceX hikayesinde nereye denk geliyor derseniz yukarı çıkmaya zahmet
etmeyin, tam da 3. Fırlatmayı yaptıkları ve her şeyin bağlı olduğu 4. Fırlatma öncesindeki kabus zamana denk geliyor. Musk için gerçekten çok zor zamanlar. Tim abinin aşağıdaki çizimi
o günkü durumu gayet güzel özetliyor bence.
Ama yavaş yavaş şans Tesla’dan yana dönüyordu. Musk’ın CEO’luğunda
Tesla artık yeni bir şirketti ve umudunu kaybetmeyen birkaç yatırımcı şirketi
ayakta tutacak finansmanı sağlamıştı. Bu arada Volkswagen, General Motors,
Mazda gibi büyük firmalarda dizayn yöneticiliği yapan Franz von Holzhausen
Mazda’daki görevini bırakmış ve Tesla’ya katılmıştı. Artık faz 2 ye
geçilebilirdi.
Roadster’den aldıkları dersler ve yeni kadroyla tamamen
sıfırdan yeni bir araba tasarladılar. Böylece 4 yıllık bir çalışma sonucunda faz 2 aracı olan Tesla S ortaya
çıktı ve 2012 haziranda müşterilere teslim edilmeye başladı. Araç o kadar
başarılı oldu ki, araç dergilerinden sayısız övgü, ödül ve 99/100 gibi yüksek
puanlar aldı, yapılmış en iyi otomobil ilan edildi, araca sahip olanlar adeta
saplantı derecesinde araçlarına bağlandılar. Ülkemizde henüz çok bilinmese de Tesla
S, Iphone’un ilk çıktığında telefon dünyasında yarattığı etkiyi otomobil
dünyasında yaratmıştı.
Yazının başında da biraz bahsettiğim için Tesla’yı daha
fazla meth ederek uzatmayacağım, merak edenler hazreti arama motoruyla devam
edebilir. Tesla S dışında şu an Tesla firması Amerika'yı bir süper şarj istasyon ağıyla donatarak 20 dakikada 300 km lik şarjı bedava sağlayacak istasyonlarla menzil sorununu kökten çözmeye çalışıyor. Ayrıca Nevada'da kurdukları ve seneye üretime başlayacak Lityum batarya üretim fabrikasıyla (Gigafactory) dünyanın batarya arzını iki katına çıkartarak elektrikli arabaların en büyük maliyeti olan bataryaların fiyatlarını ciddi şekilde düşürmeyi planlıyorlar. Bir de Solarcity isimli bir firma kurarak güneş paneli üretim işine başladılar. Böylece yine fosil yakıtlarla üretilen şebeke elektriğini de yenilenebilir enerjiyle üretme alanına giriş yapıyorlar. Tesla ile ilgili yazacak daha çok şey var ama ne bende yazacak takat kaldı ne de sizde okuyacak, farkındayım. O yüzden meraklı bünyeleri bundan sonrası için yazıda verilen kaynaklara ve aramaya inanmaya davet ederek artık yazıyı sonlandırıyorum.
Hayat hikayesini, hayallerini, bunun için herşeyini harcayıp
Tesla ve SpaceX ile başardıklarını okudukça insanın Elon Musk’a hayran olması işten değil. Hangimiz kendisine böylesi güzel, ütopik hedefler koyup onları
gerçekleştirmek için gerekli gücü elde ederek savaşmayı başarabilir? Bunu
yaparken iki firmadaki görevinde de en ince detaya hakim olduğu ve şirkette
olan biteni herşeyi bilecek, her yeni çalışanla mülakat yapacak kadar işin içine girdiği yazılmış. Üstelik
bunları yaparken karşısına aldığı şeyler, uzay işinde tekel konumunda olan
Rusya, Çin gibi devletler, uzay alanında faaliyet gösteren Boeing, Lockheed
Martin gibi devler, otomobil ve petrol üreticisi aklınıza gelebilecek her türlü
devlet ve dev firmalar. Hiç kolay bir iş gibi gözükmüyor ve bence saygıyı hak
ediyor.
İçimden bir ses yakın zamanda Elon Musk adını en az Steve
Jobs kadar duymaya başlayacağımızı söylüyor. Merak edip de arayıp bu sayfaya
kadar gelen arkadaşlar da bu saygı duyulacak adamın hikayesini biraz olsun
öğrensin dedim ve şu an 8 sayfayı bulan bu özeti hazırladım (neyse ki özet
hazırlamış). Böylece neredeyse iki sene aradan sonraki ilk yazım da Musk'a kısmet oldu.
Bakalım bir sonraki nerede ve ne zaman yazılacak. (Sigaraya da devam maalesef, en azından bu sefer yazının girişini onunla yapmadım.)





