20 Ekim 2013 Pazar

Köprüyü Takana Kadar Herkese Dayı Demek

Ne kadar farklı hayatlar yaşanıyor şu dünyada. Kimisi hayat formunu memur kıvamında sürdürüp yaşamındaki en büyük heyecan olan yaz tatilinde gideceği 300 km uzaktaki sendikanın tatil köyünü altı ay boyunca kafasında kurarken, öbürüsü 2-3 yılda bir değişen şantiyelerde çalışıp, bir sonraki çalışacağı şantiyenin hangi firmaya ait olacağını ya da hangi görevde olacağını bilmeyi bırak, hangi ülkede olacağını bile kafaya takmıyor. Ha bir de bunun haftanın bir kaç günü özel uçağıyla ülke ülke, milyar dolarlık iş peşinde koşan patron formu var ki, istisnai vakalar bunlar, görmezden gelinebilir diyor, geçiyoruz.

İnsan durup düşününce, yukarıda 3 basit örneği verilen bu yaşam formlarının oluşmasındaki sebepleri her ne kadar anlayabilse de, bu 3 örneğin hayatlarının son anlarında, ölüm döşeğinde nasıl bir ruh halinde olacaklarını tahmin etmek epey güç. Kaba bir tahminle yukarıda yazılı olanlardan bağımsız, bambaşka kriterler olacak kafalarında geçen hayatın muhasebesini yaparken. O kriterlere göre pişman ya da tatmin olmuş şekilde ayrılacaklar bu dünyadan. Peki o zaman niye yaşıyoruz bu hayatları? Öyle mi denk geldi sadece? Bir şey yapabilir miyiz değiştirmek için, ya da yapmaya değer mi sonunda farketmiyorsa? O zaman bu formların hiç birini bahane kabul etmeyip başka şeyler yapmamız gerekiyor demektir mutlu ve tatmin olmak için, öyle midir ki?

Biz içten içe bunun gibi sorular sormaya devam ede duralım, bize biçilen ve 2. örneğe uyan şantiyeci yaşam formumuzdaki maceralarımız bir yandan son hız devam etmekte. Geçen ayın kriz konusu olan yolcu köprüleri, her şantiyecinin olmazsa olmazı iyi insan ilişkileri(!) sayesinde başarıyla düzlüğe çıktı. Her ne kadar montaj tamamlanmamış olsa da, işin büyük kısmı bitti, tünelin ucu da gözüktü diyebiliriz. Sonu da gelir elbet diye umut ediyoruz.

Yolcu köprüsü dediğimiz şey şu uçağa bağlanıp insanların dış ortamla muhattap olmadan uçağa binmesine yarayan, halk arasında körük de denen aşağıdaki fotoğraftaki iç içe geçmiş konteynıra benzeyen (benzemek derken? bildiğin konteynır yahu) aletler.


Bu aletlerin her biri yaklaşık 25 ton ve kapalıyken 20 mt civarında olduğundan bir yerden bir yere taşıması oldukça zahmetli. Ayrıca körük yapısı nedeniyle oldukça nazik ekipmanlar, epey bir ilgi istiyorlar taşıma sırasında. Bir de montajı yapabilmeniz için uçakların park ettiği apron dediğimiz kısmın betonunun dökülmüş ve üzerine çıkılabilir hale gelmesi gerekiyor. Apronu mevcut olan bir yerde montaj yapacaksanız sorun yok ama bizim gibi hem apronun yapımı devam edip hem de onların hemen arkasından köprüyü yerine koymanızı gerektiren dar iş programına sahip bir projede bu işi yapmak durumundaysanız o zaman işte o bahsettiğimiz insan ilişkileri bir numaralı işiniz oluveriyor. Zira kısıtlı bir süre için gelmiş olan montaj ekibine iş yaratabilmek için apronu yapacak olanları sizin önceliklerinizi göz önüne alacak şekilde imalat yapmaya ikna etmek, bir yandan da onlar size iş yapabilecek alan yarattığında köprüleri kaldıracak makinelerin sahada olmasını sağlamak gerekiyor. Bir de üstüne köprülerin oturduğu yerdeki cepheyi kesip biçme işi çıktı mı, değmeyin keyfime. 

Neyse sonuçta bu ve bahsetmediğim diğer tonla faktörü de yoluna koyup başlarsınız sonunda montaja. İşin en kritik kısmı olan ilk köprülerin getirilip montaj edilecek yere koyulduğunu görünce ilk ohu çekersiniz.

 


Daha sonra köprüler kaldırılır, binaya bağlanır, ekipler girer montajı tamamlar, fakat bu daha başlangıçtır. Birinci fazda takılacak 7 köprünün sadece 2'sidir bu takılanlar ve 30 gün olarak biçilen montaj süresinin 10 günü bitmiştir bile. Sonuçta yine başlarsınız takibe, apron imalatını sıkıştır, vinçleri, tırı takip et, cephecileri ayarla, aman abim güzel abim bak yetişmeyecek, Amerika'dan basacaklar biz iş yapamıyoruz diye yaygarayı, proje müdürü çökecek üzerimize, ayarla şu işi güzel abim diye astın, üstün kim olduğuna bakmadan verirsiniz önünüze gelene gazı.



Gün gelir 6 köprü de dikilir ayağa, uçak biletleri çoktan ayarlanmış olan montaj ekibi gitmeden son köprüyü de takıp, devreye alma prosedürlerini tamamlamanın, personele eğitimleri verdirmenin derdine düşmüşsünüzdür.





Sonuç olarak iş bitime çok yaklaştı,  projenin geneline hakim olan "bitti sayılır ya" kıvamına geldi. Artık bundan sonrasını şu kalan hepi topu 40 günlük süre gösterecek.

Ya iyi güzel Rusya'yı da bitirdik diyelim, e bundan sonraki proje hangi ülkede olacak acaba? Diyerek benimsemişliği birazcık olsun kenara itelim bari.

Bu arada ölüm döşeğinizde geriye bakınca "oha ne süper hayatmış lan, iyi ki yaşamışım" demenizi temenni ediyorum efendim, iyi ömürler hepinize.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Terş Köşe

Her yaptığım şarkıyı buradan yayınlamıyorum. Gerek yok. Ama bu bir değişik oldu. Özellikle girişi. İlk 30 saniyede sizi Texas bozkırlarından...