3 Mart 2016 Perşembe

Boyutların Gerçek Doğasını Anlamak

For English version click here.

Aşağıda Bay Grant ile e-mail yazışmamızın bir kısmını bulacaksınız. Kendisiyle başka bir konu üzerine yazdığım mail ile tanıştık ve farklı başlıklarda devam eden bir mail sohbetine başladık. Bu farklı başlıklarda yazışırken beni görüşleriyle yönlendirdi ve bir noktada boyutları anlamak üzerine aydınlatıcı bulabileceğiniz yeni bir fikir aklıma geldi. Bu fikir, eğer iyi anlaşılabilirse, evrenle ilgili düşüncelerinizi temelden değiştirebilmeyi vaad ediyor. Anlayabilmek için derin bir bilimsel bilgi gerektirmiyor ve ihtiyacınız olan sadece zaman, hareket, hız, ivme ve en zoru olarak da zaman genişlemesi kavramları hakkındaki temel bilgiler. Bunların dışında tek gereken dikkatli bir okuma ve hayal edebilme yeteneği. Umarım beğenir ve yeni bir anlama seviyesine sahip olabilirsiniz.


Grant Bey,


Umarım iyisiniz ve işleriniz yolunda gidiyordur.

Son mailimde bir şey bulursam size yazacağımı söylemiştim ve sanırım dikkate değer bir şeyler bulabildim. Konuyla ilgili düşüncelerim hala hızla geliştiği için nasıl başlayacağımı tam bilemiyorum. Bazen durup buraya nasıl ulaştım diye geriye baktığımda, izlediğim yolu unuttuğumu fark ediyorum ve hatırlamam zaman alıyor. Bu yüzden size yazarak bu sonuçlara nasıl ulaştığımı anlatmak ve böylece izlediğim yolun bir yerlerde yazılı olmasını sağlamaya karar verdim.

Sanırım en iyisi baştan başlayarak her şeyi anlatmak. Böylece siz de olayları kavrayışımın geçirdiği evreleri görebilirsiniz. Bahsedeceğim kavramlar sizin için fazla basit olduğu için başta sıkıcı gelebilir ama sonunda şaşırtıcı yerlere ulaşacağı için konunun gelişimi aşamasında biraz sabır göstermek gerekiyor. Olaylar çok hızlı gelişecek. En azından bana öyle oldu.

Son gönderdiğiniz dosyaları aldıktan sonra, bazılarını inceledim ve internette bir sürü farklı konuda okuyup videoları izledim. Bu farklı konular arasında fark ettiğim ortak bir nokta “ivme” oldu. Thomas Townsend Brown’un icatlarında yüksek voltajlı ve atımlı (pulsed) doğru akım kullanılması gerekiyordu. Voltajın neden atımlı olması gerektiğini düşününce, akım sürekli durup başlarken, elektrik yükünün her başlatma sırasında kısa bir an için ivmelendiğini fark ettim. Bu ivmelenme bittikten sonra akımı durdurup tekrar başlattığımızda bu ivmelenme tekrar oluşuyordu ve bunu çok kısa aralıklarla yaparak sürekli bir ivme karakteri gösteren akım oluşuyordu. Bunun dışında ivmelenen elektrik yüklü parçacıkların elektromanyetik dalga yaydıklarını öğrendim ve yine ivme karşıma çıktı. Daha sonra Eric Dollard’ın Tesla hakkındaki konuşma videolarını izlerken, Tesla’nın AC ve DC dışında yeni bir tip elektrik formu keşfettiğini duydum. Anlatılanlara göre; Tesla Avrupa’da yaptığı bir gösteri sırasında bu yeni elektrik formunu kendi vücuduna zarar görmeden iletmiş ve bu iletim sırasında parlamaya başlamıştı. Dollard bu yeni tip elektriğin dalga formunun grafiğini gösterdiğinde bunun bir jeneratör ya da motorun kalkış eğrisine çok benzediğini fark ettim. Buradan hareketle, tahminim Tesla’nın ivmelenen yüklerden oluşan bir tip elektrik formu keşfettiği oldu. Doğru akımın grafiğine bakarsak sadece yatay bir çizgidir ve bize akışın doğrusal hızda olduğunu söyler. Alternatif akım ise bir sinüs eğrisidir ve bu yüzden akış eğrinin her altına ve üstüne geçtiğinde oluşan ivme etkisini sıfırlıyor olmalı. Bence Tesla’nın keşfettiği yeni tip elektrik, aynı atımlı doğru akım elektrik gibi sürekli bir yönde eğilimi olan ivme karakterine sahipti. Yaptığı gösteride muhtemelen bu elektrik formunun yüksek gerilim ve düşük akıma sahip bir halini kullandı ve bu yüzden akım ona zarar vermedi. Parlayanlar ise ivmelenen elektronların yarattığı elektro manyetik dalgalar olmalı. Ayrıca bence bu tip bir elektrik formunu Townsend Brown’ın icatlarında kullanabilirsek, atımlı doğru akıma göre daha iyi sonuçlar beklenebileceğini düşünüyorum.       

Bütün bu ivmeyi işaret eden farklı konular nedeniyle, ivmelenmede bu kadar özel olanın ne olabileceğini düşünmeye başladım. Lisedeki fizik derslerinde gösterilen basit x-t, v-t, a-t grafiklerini hatırladım. Bu grafikler arasında bir bağlantı vardı. Hareket işin içine girene kadar grafiklerde bir şey görünmüyordu. x-t grafiğine doğrusal bir hızla hareket eden bir nesne kattığımızda v-t grafiğinde kendisini bir doğru olarak gösteriyordu. İşin içine hızlanan bir hız yani ivmeye sahip bir hız kattığımızda, kendisini hem v-t hem de a-t grafiğinde gösteriyordu. Sanki ortama hız her eklendiğinde bir sonraki grafikte kendini gösteriyor gibiydi. Daha sonra bu etkiyi kendi evrenimizde hayal ettim. Hız yokken her şey sabitti, yıldızlardan elektronlara kadar her şey. Böyle bir evrende zaman yoktu. Sanki evren tek bir fotoğraf karesinden oluşuyordu. Sonra evrene hareketi ekledim. O tek fotoğraf karesinden oluşan evren birden sonsuz sayıda fotoğraf karesinden oluşan bir filme dönüştü. Artık zaman kavramı vardı. Bildiğimiz uzay-zaman oluşmuştu. Sonra o çok basit fikir geldi aklıma. Eğer evrene hareket yani hız eklediğimizde sabit uzaydan uzay-zaman haline dönüşüyorsa, ivme eklediğimizde de uzay-zaman+1 boyutuna dönüşüyor olabilirdi. (şimdi kavradığım şeyleri düşününce aslında durumu doğru çok da doğru tarif etmediğimi anlıyorum. Mailin sonunda neden olduğunu anlatacağım. Ama bu düşünme şekli tüm diğer kavramları anlamamı sağladığı için aynen o an anladığım şekilde anlatmayı tercih ettim.) Bir önceki cümlede yeni boyutu uzay-zaman+1 olarak tarif ettim. Çünkü bu yeni boyutu nasıl adlandırmam ya da hayal etmem gerektiğini henüz bilmiyordum. Ama bu düşüncenin bana söylediği şuydu: hız 3 boyutlu durağan evrene her ne yapıyorsa, ivme de aynı şeyi bizim uzay zamanımıza yapıyor olmalıydı. Eğer bu doğruysa, aynı hızın bizi 3 boyutlu statik evrende bir yerden diğerine hareket ettirdiği gibi, ivme de bizi yeni uzay-zaman+1 boyutunda bir yerden diğerine hareket ettiriyor olmalıydı.

Ne olduğunu anlamak için bunu grafik üzerinde görmeye karar verdim. Nasıl farkına vardığımı artık hatırlamıyorum ancak durumu tam olarak görebilmek için zaman genişleme etkisini de (time dilation) dikkate almam gerektiğini bir noktada fark ettim. (Bu maili zaman genişleme etkisinden zaten haberi olan bir kişiye yazdığım için bu açıklama mailin orjinalinde yer almıyor. Bundan sonra ne zaman böyle bir açıklamaya ihtiyaç duyarsam Mail Sonrası Not anlamına gelen MSN: ile başlayan bir not ekleyeceğim. MSN: Zaman genişleme etkisi Einstein’ın genel görelilik kuramıyla bize tanıttığı, zamanın aslında farklı hızla hareket eder her cisim için farklı aktığını söyleyen kuraldır. Bu kurala göre cisim ne kadar hızlı hareket ediyorsa, zaman onun için normal devam ederken, durağan haldeki cisimlere göre hareket halindeki cisim için daha yavaş geçer. Ancak bu etki çok çok yüksek hızlarda fark edilebilir bir hale geldiği için günlük yaşantımızda karşılaşmayız. Aynı şey güçlü yerçekim alanlarında da oluşur. Yüksek bir çekim alanındaki cisim için zaman, çekim etkisi altında olmayana göre daha hızlı akar. Fakat bu yazıyı ilgilendiren kısım şu an için hız kaynaklı zaman genleşmesi. Bu etki yakın zamanda interstellar adlı filmde bolca anlatılmıştır.) Bu etkiyi doğru olarak grafikte gösterebilmek için bir yol ararken Minkowski diyagramını buldum ve ne demek olduğunu öğrendim. (MSN: Minkowski diyagramlarında zaman genişlemesi bazı eğriler ile önceden gösterilmiştir ve bu etkiyi dikkate alan grafikleri çizmede kolaylık sağlar.) Zaman genişleme etkisi bu diyagramlarda eğrilerle gösteriliyordu ve aradığım şey tam da buydu. Sonra boş bir Minkowski diyagramı alıp üzerine önce sabit hızla ilerleyen ve sonra hızını arttırıp daha yüksek bir sabit hızla ilerlemeye devam eden bir cisim çizdim.





Burada kırmızı ile gösterilen bir cismimiz var. Buna A cismi diyelim. Hareketine 0,2c hızında yeşil t’ çizgisinde başlıyor ve 3. zaman eğrisi ile kesiştiği noktada hızını arttırarak mor ile gösterilen 0,7c ye çıkıyor. (Not olarak: bu yeşil ve mor çizgilerinin isimlerini hem 0,7c gibi hız çizgisi hem de t’ gibi zaman çizgisi olarak yazmayı seviyorum. Bize hızın zaman olduğunu ya da zamana sebep olduğunu çok güzel bir şekilde gösteriyor.) Bir önceki paragrafta vardığım kanıya dönersek: Hız bizi 3 boyutlu statik evrende bir yerden diğerine hareket ettiriyorsa, ivme de bizi yeni uzay-zaman+1 boyutunda bir yerden diğerine hareket ettiriyor olmalıdır. Üstteki diyagramda açıkça ivmenin bizi nereden nereye götürdüğünü görebiliyoruz. 0,2c hız çizgisinden 0,7c hız çizgisine. Ama bu çizgiler aynı zamanda genişlemiş zaman yapılarına ait eksenleri de temsil ediyor! İşte yeni boyutumuz orada duruyor. Genişlemiş zaman akslarından ya da başka bir deyişle  farklı zaman yapılarından oluşmuş yeni bir boyut. İvme sayesinde yeni boyutumuzun durduğu farklı zaman yapıları arasında hareket edebiliyoruz!!

Bu sonuç benim için beklenmedikti ve hazmetmem için önce biraz zaman gerekti. Bu kadar basit olabilir miydi? Internette bununla alakalı izler aradım. Kaluza-Klein teorisi gibi bazı çalışmalar buldum ama bulduğum kaynaklar benim anlayamayacağım kadar teknik yazılmıştı. Ayrıca yeni boyutun ne olduğunu anladığım anda aynı mantığın daha üst boyutları anlamak için de kullanılabileceğini fark etmiştim fakat internette ulaştığım teoriler daha üst boyutlardan bahsetmiyordu. Sadece genel görelilik kuramına ilave 1 boyut ekleme peşindeydiler. Bu yüzden aynı şey olmayacağını düşündüm. Daha sonra diyagramla bazı sıra dışı durumlar yaratarak oynamaya karar verdim.



Senaryo şöyleydi; A cismimiz aynı noktada 0,2c hızından 0,7c hızına bu kez çok yüksek bir ivme ile geçiyordu. İvme o kadar yüksekti ki bu geçişin izlediği yol, ivmenin başladığı 3. Zaman çizgisi ile bire bir aynı rotada gerçekleşiyordu. (Aslında artık evrende aynı ışık hızının üst hız sınırı olması gibi bir evrensel ivmelenme sınırı olduğunu da düşünüyorum. Bu yüzden belki bu miktarda bir ivmeye ulaşmak, kütleye sahip cisimler için hiçbir zaman mümkün olmayacak. Ancak yine de bir düşünce deneyi olarak şimdilik mümkün olduğunu farz edelim.) Bu kadar yüksek bir ivmelenmenin sonucu ne olurdu? 3. zaman eğrisi üzerinde hareket ettiği için, durağan haldeki cisimlerimiz (Zaman eğrisi t olan cisimler) A cismimiz hızlanırken sonsuz uzunlukta bir zaman akışı yaşayacak. Şu anki bilgimize (ya da benim kısıtlı bilgime) göre bu senaryo sadece ışık hızında hareket eden cisimler için geçerli (yani grafikte V=C ile gösterilen çizgide yani olay ufkunda hareket eden cisimler için. MSN: Bu çizgide yani bu hızda hareket eden cisimler için zaman duran cisimlere göre o kadar hızlı akıyor ki, diyagramda 1,2,3,4… ile gösterilen zaman çizgileri ancak V=C çizgisine yaklaştıkça ona paralel olacak şekilde eğriliyorlar ve bu çizgiyle ancak sonsuzda kesişiyorlar. Diğer bir deyişle ışık hızıyla hareket eden cisim için geçen zaman, durağan cisim için sonsuz zaman sonra gerçekleşiyor. Yani hiçbir zaman gerçekleşmiyor. Anlatmaya çalıştıkça batıyorum, o yüzden burada kesiyorum.) Ama bu senaryonun bize söylediği; eğer yeterli ivme verilirse, ancak ışık hızında giden bir cisim için geçerli olabilecek miktarda bir zaman genişlemesinin olay ufku içindeki cisimler için de yaratılabileceği. Bu yapıldığında ise bizim cismimiz durağan cisimlere göre çok kısa bir zaman içinde çok büyük mesafeler kat edip ivmelenmesi bittiğinde ortaya çıkabilir. Bildiğimiz kadarıyla evrende çok çok uzun bir mesafeyi ışık hızının izin vereceğinden daha kısa sürede aşmak mümkün değil. O yüzden bu senaryonun herhangi bir cisim için gerçekleşebileceğini sanmıyorum. Ama buna yakın herhangi bir ivme değeri bile inanılmaz şeylerin gerçekleşmesine yol açabilir. Muhtemelen insanlar veya günlük objeler için bu hiçbir zaman mümkün olmayacak. Bildiğim kadarıyla pilotlar bile 10g civarı bir ivmeye bir süre maruz kaldığında bayılabiliyor. Benim yukarıda bahsettiğim ise bunun çok üzerinde bir ivme şiddeti. Ama yine de böyle bir ivme şiddetinin etkilerini gözleme şansına sahibiz. Elektrik yüklü parçacıklar için çok yüksek ivme şiddeti yaratılabilir. Ya da bunu zaten gözlüyor muyuz? Elektro manyetik dalgalar böyle bir işlemin sonucu olabilir mi? Ya da bu etkileri Townsend Brown icatlarında ya da Tesla’nın 3. Tür elektriğinde görüyor olabilir miyiz? Bunlar benim için çok teknik ve anlaşılması zor konular ama kesinlikle araştırılmaya değer şeyler.

Bahsettiklerim bu akşama kadarki bulgularımdı. Ama 2 saatlik haftasonu tatili dönüş seyahatimiz boyunca yeni şeyler büyük düşünce dalgaları şeklinde üzerime gelip durdu. Artık bu düşünceleri bir arada tutmakta zorlanmaya başladım. Bazı temel kavramları yeni yollarla anlamayı başarabildiğimi düşünüyorum. Eğer bunlar zaten bilinen şeyler değilse bunları unutmamalıyım çünkü doğru ve fevkalade olduklarından eminim. Bu yüzden en son nerede kaldığımı anlatmak ve belki bu sayede zihnimi biraz yoluna sokup sonrasında bulabileceğim şeyler olursa onları da yazarak devam etmek istiyorum.

Son 3 gün boyunca yukarıda yazanları düşünüp onları daha iyi anlamaya çalışırken, açıkladığım üzere yeni kavramlara ulaşabilmek için birçok kez mevcut durumlarla benzerlik kurma yoluna gittim. Bazen de yeni ulaştığım kavramları doğru kabul edip onlardan destek alarak yeni kavramlara ulaşmaya çalıştım. Örneğin; eğer bizim uzay-zaman boyutumuzda ivme, bir üst boyutu anlamak ve onda gezinmek için kullanılabiliyorsa, bunu bir adım ileri götürmek de mümkün olabilmeliydi. Eğer bizim uzay zamanımıza ivmelenen bir ivmeyi eklersek, bir sonraki boyutu da bulabilmeliydik. Fakat burada bir problem ortaya çıkıyordu. Bizim uzay-zamanımızda hızın yarattığı yan etkiyi biliyordum; zaman genişlemesi. Buradan yola çıkarak da ivmenin yarattığı etkiye, yani üst boyutta gezinebilmeye ulaşıyordum. Peki ivmelenen ivmenin bir üst boyutta yarattığı etki neydi ki ben onu kullanarak onun da üstündeki boyuta ulaşabilecektim? Zaman genişlemesi-genişlemesi? Bu benim için çok fazlaydı. Daha 5. Boyutun ne olduğunu yeni anlamaya başlamışken böyle bir etkiyi de ortaya çıkarmak için bir yolum yoktu. Zaman genişlemesini bulmak ancak Einstein sayesinde mümkün olabilmişti ve daha yeni anlamaya başladığım bu boyut için benzer yan etkiyi bulmamı bekliyordum. Böylece bir üst boyutu bulma umudunu kenara bıraktım. Ama beni rahatsız eden bir şey vardı.

Diyelim ki bu tip bir fikir yürütme benim daha da üst boyutları anlamamı sağlayabilecekti. Ama elimde zaman genişlemesi etkisine benzer bir araç olmadığı için bunu yapamıyordum. Eğer bu fikir yürütme başka boyutlara uygulanabiliyorsa, o zaman halihazırda tüm özellikleri bildiğimiz, hızın getirdiği yan etkileri bulmamız gerekmeyen daha alt boyutların da birbirinden türetilmesinde kullanılabiliyor olmalıydı. Eğer bu doğruysa, bulduğum yöntemin daha üst boyutları anlamakta da kullanılabileceğinden emin olabilecektim.

Ama nereden başlamalıydım? Bildiğimiz 2 boyutlu evreni alıp ne yaparak 3 boyutlu hale getirebilirdim? 2 boyut kalınlığı olmayan, sadece en ve boydan oluşan bir düzlem demekti. Bizim 3 boyutlu dünyamızda böyle birşeyin var olması mümkün olmamasına rağmen, kâğıt üzerindeki bir resime benzediği için canlandırmak kolaydı. Ama bu 2 boyutlu düzlemi 3 boyutlu hale getirmek için kullanabileceğimiz araç ne olmalıydı? Tek bildiğim 2 boyutlu düzleme dik bir z ekseni yaratıp, bunun üzerine aynı iki boyutlu düzlemden sonsuz tane koyarak kalınlık kavramını yani 3. boyutu elde edebileceğimizdi. Sonra daha önce izlediğim adımları bu sefer 2 boyutlu evrende izlemeye karar verdim. Daha önceki örnekte 1 fotoğraf karesinden oluşan durağan 3 boyutlu evren yerine sadece düzlem ve yüzeylerden oluşan bir evren hayal ettim. Bu evren de hız yokken zaman kavramına sahip değildi ve hızı ekleyince 2 boyutlu cisimler aynı düzlemde hareket etmeye başladılar. Artık zaman kavramımız olduğuna göre, zaman genişlemesi kavramı da bu evren için uygulanabilirdi. Ve o an farkettim ki, zaman genişlemesinden dolayı farklı hızlar için farklı birer düzlem oluşmalıydı. Aynı düzlem her bir hız adımı için sonsuz kere tekrarlanarak birbiri üzerinde yer alıyor ve bizim kalınlık kavramımızı, z eksenini oluşturuyordu. 2 boyutlu nesneler her farklı hız kademesine geçip bu hızda seyahat ettiğinde, bize göre z eksenindeki bir tabakada kendi düzlemlerine paralel ama bize göre daha yüksek bir noktada yer alıyorlardı. İvmelenirken de ivme yönüne bağlı olarak bir eksenden diğerine sürekli geçiş yapıyor, z ekseninde ilerlemiş oluyorlardı. Onların zaman genişlemesi olarak yaşadığı şey bizim için z ekseniydi. Aradığım z ekseni 2 boyutlu uzay-zamandaki karşılığı, oradaki 2 boyutlu cisimler için gerçekleşen zaman genişlemesinden (ki bu da hız sebebiyle oluyor) kaynaklanan farklı katmanlarından oluşuyordu. Bunu farkedip anlayabildiğim an benim için resmen bir aydınlanma anıydı. Çünkü bu sadece aynı mantığın 2 ve 3 değil boyutlu uzay zamanlarda değil, tüm boyutlarda da uygulanabileceği anlamına geliyordu. Zaman genişlemesi hızın getirdiği bir etkiydi ve hızın eklendiği her boyuta onunla birlikte taşınarak bir üst boyutun oluşmasını sağlıyordu. Bu noktadan sonra artık bir üst boyutta kullanabileceğim yeni bir araç aramaya ihtiyacım kalmamıştı. Bu araç her seferinde o boyuta hız ile taşınan zaman genleşmesiydi. Aynı mantık tekrar tekrar uygulanarak daha üst boyutlara ulaşmak için kullanılabilirdi. İşlem basitti:

0. Boyut (nokta) + hareket (hız) = 0. boyut (nokta) + zaman= 0. boyut (nokta) + zaman + farklı hızların yarattığı sonsuz zaman genişlemesi katmanı= 1. boyut (eksen)

1. boyut (eksen) + hareket (hız) = 1. boyut (eksen) + zaman= 1. boyut (eksen) + zaman + farklı hızların yarattığı sonsuz zaman genişlemesi katmanı= 2. boyut (düzlem)

2. boyut (düzlem) + hareket (hız) = 2. boyut (düzlem) + zaman= 2. boyut (düzlem) + zaman + farklı hızların yarattığı sonsuz zaman genişlemesi katmanı= 3. boyut (uzay)

3. boyut (uzay) + hareket (hız) = 3. boyut (uzay) + zaman= 3. boyut (uzay) + zaman + farklı hızların yarattığı sonsuz zaman genişlemesi katmanı= 4. boyut (uzay-zaman)

4. boyut (uzay-zaman) + hareket (hız) = 4. boyut (uzay-zaman) + zaman= 4. boyut (uzay-zaman) + zaman + farklı hızların yarattığı sonsuz zaman genişlemesi katmanı= 5. boyut (uzay zaman- zaman genleşmesi katmanları)

...

Bu demekti ki; evren sonsuz sayıda uzaysal boyut + 1 adet zaman bileşeni (ya da hız ya da hareket) içeriyordu. ( MSN: Konu hakkında daha sonra düşündükten sonra, Bay Grant’ın da sonraki mailinde yazdığı üzere artık sonsuz boyut konusunda çok emin değilim. O yüzden önceki cümlede yazanı hızlı yargıya varmanın bir sonucu olarak düşünün.) O zaman neden sadece 3 uzaysal boyut + zamanı algılıyoruz? Açıkçası bu henüz cevabını bilmediğim bir konu.( Dip not: Daha önce bahsettiğim 3 boyutlu uzay zamana ivme ekleme konusundaki hatama burada açıklama getirmek istiyorum. Aslında orada ivmeyi eklediğim yer boş x-t grafiğiydi. Bunu yaparak uzay zamana değil, durağan uzaya ivme eklemiş oluyordum. Aslında Sabit bir ivmeyi 3 boyutlu uzay zamana eklersek 4 boyutlu uzay zamana değil onun farklı bir seviyedeki zaman genişlemesi katmanına çıkmış oluruz. Teknik bir yanlış kavram kullanımı diyebiliriz.)

Yukarıda bahsettiğim resmi gördükten sonra evrenin boyutları hakkında düşünürken nerede yanlış yaptığımızı da anladım. Galileo’dan öncekilerin yaşadığımız yeri evrenin merkezine yerleştirirken yaptığı hata gibi, biz de boyutlar hakkında düşünürken kendi 3 boyutlu uzay-zamanımızı boyutların merkezine yerleştiriyor ve diğerlerine buradan ulaşmaya çalışıyoruz. 3 boyutu hep var olmuş uzaysal boyutlar olarak kabul edince de bir yere varamıyoruz. Yukarıda anlatılanlardan da anlaşılacağı üzere aslında 3 uzaysal boyut ve zaman birbirinden ayrılabilecek bileşenler değil. O 3 boyutu oluşturan da zaman kavramı. Eğer zamanı (hızı) boyut kavramından ayırırsak, elimizde hiç uzay boyutu kalmıyor.  

Birşeyleri anlamaktan bahsetmişken, bir şey daha farkettim ki; insanım. Uyuyup sabah işe gitmem gerekiyor. Başta olanları anlattıktan sonra aklıma gelenleri yazmaya devam ederim demiştim ama sabahın saat 2:30’unda anlaşılan beynim çok da iyi çalışmıyor ve uyumaya gitmemi söylüyor. O yüzden burada bitirip aklıma gelen yeni şeyler olursa daha sonra paylaşacağım.

Bitirmeden önce bir şey sormak istiyorum: Lütfen bu bahsettiklerimin bilim için yeni bir şey olup olmadığını söyleyebilir misiniz? Çünkü gerçekten kafam karıştı. Bahsettiğim fikir yürütmeler bana oldukça sağlam geliyor ve bir şekilde doğru olduklarından tamamen eminim. Ama bunları daha önce duymadım, en azından bu şekilde. Görebileceğiniz üzere akademik seviye bilimle alakası olmayan benim gibi birisi bile sadece hız, ivme, zaman genişlemesi gibi basit kavramlarla yola çıkarak bunları düşünebiliyor. Mesela zaman genişlemesini bulduğuna göre nasıl oluyor da Einstein bu fikre ulaşan kişi olmuyor? Ya da ondan sonra geçen 100 yılı aşkın süre içinde zaman genişlemesini bilen herhangi biri? Eğer bunlar zaten biliniyorsa neden bilimin temeli değiller. Eğer öyleyse neden hala fizikçiler sicim teorisini ispatlamak için 11 boyut gerekiyor diyorlar? Eğer anlattığım fikirlerle ilgili görüşlerinizi ve varsa bu fikirlerin bilimdeki yerini benimle paylaşırsanız çok sevinirim.

Saygılarımla,
Faruk Eren Çıracıoğlu


----------------------------------------


Tercümeyi halen bitiremedim. O yüzden Bay Grant'in cevabını şimdilik İngilizce ekliyorum. Yakında Türkçe halini eklerim.


Merhaba Bay Faruk Eren ÇIRACIOĞLU,


Evet, mükemmel, şahane!

Daha büyük bir bilgi kapısından geçtin ve artık olayları daha iyi görebiliyorsun. 
Yine de fark etmelisin ki, her zaman daha fazlası, her zaman başka bir kapı vardır.

Dağın tepesine ulaştığın zaman, diğer tüm tepeleri ve bir sonraki tepeye çıkabilmek için geçmen gereken aralarında yer alan vadileri görürsün.
Bilgide mükelleşmenin sonu yoktur. 
Çıktığın tepede otururken sonraki vadilere bakmaya zorlayarak hevesini fazla kaçırmayayım. Manzaranın tadını çıkar. 

Kısaca değinmem gerekirse; bahsettiğin şeylerin çoğu bilim için yeni değil ama gerçekten de öğretilmiyor ya da genel kabul değiller. Tamamen bu fikirleri kiminle paylaştığına bağlı. 


Evrende bazı kısıtlamalar, limitler, sınırlar var ve sonsuz sayıda boyuttan bahsetmeye gerek yok. Daha önce bahsettiğim üzere; Birbirinin aynadaki yansıması olan 6 boyutun oluşturduğu toplam 12 taneye ihtiyacımız var. 12 boyut her anlamıyla sonsuz olan bir evren yaratmaya yetiyor. 

Bilim insanlarının 5. boyutu madde, daha doğrusu yoğunluğa atfederler ki sıklık ve seyreklik kavramlarımız olabilsin. Ayrıca katılık, biçimler, örüntüler, ritim, müzik gibi mekanizmalara da ihtiyacımız var. Senin sonsuzluğa doğru ilerleyen noktalar ve hızdan oluşan temel fikrin, kritik ve önemli bir zemin ama demin saydığım ve evrendeki diğer mekanizmaların oluşturulabilmesini sağlamıyor. Bahsettiğin haliyle konseptin kontrol dışı bir şekilde sonsuzluğa ulaşır gider. Bazı koşullara ve bazı şeylerin karışımına ihtiyacımız var. Nasıl desem, evreni tanımlayan ve kontrol eden ve diğer şeylerin ortaya çıkmasına neden olacak bazı "kural" ve "kanun" lara. Yoksa bir anda genişleyerek "herşeye" dönüşecektir, anlayabiliyor musun?

En önemlisi ve en çok tepeden bakılanı da; asla "HAYATIN KENDİSİNİN" oluşturduğun fikrin neresinde durduğunu dikkate almayı unutma. 

Tekrar söylemek isterim ki, hayret verici bir keşif yolculuğuna başladığını duyduğum için çok memnunum. Ayrıca her yolculukta olduğu gibi yanlış ve tehlikeli dönüşler olduğundan dikkatli de olmalısın. Ben de kendi yolculuğumda yeni fikirlere yol açmak için kendi gerçekliğimi ve ruhsal durumumu değiştirecek kadar fevkalade olduğunu düşündüğüm şeylerin çoğunu unutarak bir çok çok kereler yukarılara çıktığım kadar dibe de vurdum. Umarım kastettiğimi anlayabilmişsindir. Bir çok iyi matematikçi ve bilim adamı kavranamayacak olan şeyleri kavramaya çalışırken çıldırmıştır. İnsan zihninin sınırları vardır. Hayatımızın her aşamasında, anlayışımızın elverdiği bir amaca yönelik adım adım ilerlemeliyiz. Aynı bir haltercinin yeterli antrenman yapmadan çok fazla ağırlığı birden kaldırmaya çalışması gibi, o çok fazla ağırlık düşüp bizi ezebilir.

Bu tip fikirleri tartışmaktan her zaman memnuniyet duyarım. Bilgiye sahip olmanın beni bir zamanlar yaptığı ve hala yapmaya devam ettiği kadar kendinden geçiren birini dinlemek bana hep mutluluk verir. 

Devam eden yolculuğunda sana şans diliyor ve yeni fikirlerini duymayı umuyorum. 

Thanks,
Grant

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Terş Köşe

Her yaptığım şarkıyı buradan yayınlamıyorum. Gerek yok. Ama bu bir değişik oldu. Özellikle girişi. İlk 30 saniyede sizi Texas bozkırlarından...